Fotoğrafçılık dersi aldığım ilk hocam. Dersteki aceleci tavırları, konuşurken öğrencinin gözünün içine bakması, kıpır kıpır enerjisinin bütün dersliği kaplaması kalmış aklımda. Bir de gözümün içine baka baka sorduğu soruya doğru yanıt ver(ebil)ince aldığım derin nefesi fark edip gülümsemesi..
(kobuzchu kiz)
Çocuktum.. Ufacıktım..Evimizin salonunda, yemek masasının üstünde koca beyaz duvara asılı siyah beyaz tek bir resim asılıydı. Eski ve köhne bir evin kapısından çıkmış küçük bir kız, bir yandan yürüyor bir yandan da muhtemelen hayatında ilk defa gördüğü objektife korkak bakışlar savuruyordu. Neden bilmiyorum, çok severdim ben o fotoğrafı. Evin diğer yerlerinde asılı fotoğrafların bir yerlerinde, altlarında, üstlerinde, arkalarında birer isim yazıyordu. O fotoğrafta ne bir isim, ne bir imza hiç birşey yoktu. Babama sormuştum.- "Bu fotoğrafı sen mi çektin baba ?" diye.- "Hayır. Bir arkadaşım." demişti gazetesini okumakta olan babam.- "Sen niye çekmedin?" diye sorduğumu duymadı.Daha sonra birgün, bir pazar babam sabahın erken saatlerinde uyandırdı beni.- "Kalk hadi fotoğraf çekmeye gidiyoruz." dedi. Heyecanlanmıştım.Babam ve arkadaşları hemen her hafta sonu toplanıp bir yerlere fotoğraf çekmeye giderlerdi. Bu sefer beni de götüreceklerdi. Hemen hazırlanıp dışarı fırladım. Bizi bekleyen arabaya bindik. Beton blokları arkamıza alıp epey bir yol katettikten sonra bir yerlerde durduk. Herkes indi, yürümeye başladı. Bir muhabbet başladı ki sadece ara sıra çıkan deklanşör sesleriyle kesiliyordu. Yolculuklarını tamamlayıp uykularına geçen kuru yapraklar, asırlık çınarların gövderine asırlık olma ümidiyle kazınmış aşklar, yeni yuvalarının heyecanını kanatlarında taşıyan kırlangıçlar... Bir bir belgeleniyordu bu adamların vizörlerinden. Bense olan bitene bir mana veremeden çocuk çocuk geziniyordum ortalıkta. Sonra içlerinden bir amca yanıma geldi. Gülümseyerek,- "Sıkıldın mı yoksa ?" dedi.- "Yooo" dedim.Sıkılmıştım.O kocaman çantasını açtı. O kocaman çantaları ve parlak camlı makinaları hep ilgimi çekerdi çocuk benim. Merakla çantanın içine baktım ben de. 2-3 tane fotoğraf makinesi, bir o kadar objektif ve bir sürü renkli şeyler vardı. İlginç birşey çıkaracak herhalde diye düşündüm. Bir fotoğraf makinası çıkardı ve benim salak bakışlarım altında,- "Al" dedi. "herkes fotoğraf çekiyor sen niye çekmeyesin ki ?"Yüzüne baktım. Sevimli sevimli gülümsüyordu. Babama baktım, o da gülümsüyordu.- "alsana oğlum" dedi. aldım. çok ağır bi makinaydı.- "Birinci kural," dedi gülümseyen amca,- "önce askısını boynuna tak." Baktım onunki de takılıydı. Taktım ben de.- "Bak," dedi. "görüntü netleşene kadar burayı çevireceksin, içerdeki ışık yeşil yanana kadar da burayı çevireceksin tamam mı ?"- "Tamam." dedim.- "Hadi başla çekmeye. Çektiklerini beğenirsen bu makinayı sana veririm." dedi.Vizörden baktım, netledim, yeşil ışığı yaktım ve ve hayatımda ilk defa bir fotoğraf çektim, o amcanın fotoğrafını çektim.Güldü ve fotoğraf çekmeye devam etti. Ben de sağın solun fotoğrafını çekmeye başladım. Sonra bir ara babamın yanına yaklaştım.- "Baba kim bu amca ?" dedim.- "Hani bizim evde isimsiz bir fotoğraf var ya, işte onu çeken amca." dedi.Gün ilerledi, muhabbetler edildi, önemsiz şeylerden bahsedildi, önemli bir miktar rakı tüketildi, derken akşam oldu ve evlere dönüldü.Arabadan inerken yol boyu gözüm gibi baktığım makineyi geri vermeye yeltendim. Ama o sadece filmi aldı ve yine gülümseyerek;- "Bir bakalım önce ne çekmişsin." diyerek makinanın bende kalabileceğini belirtti.O an kendimin fotoğrafını çekmeyi isterdim. Ama o benden önce davrandı ve- "Sen benim fotoğrafımı çekmiştin ben de seninki çekeyim de ödeşelim" dedi. Böylece aşırı doz mutluluk ve heyecan etkisinde hayatımın en aptal sırıtışı da belgelenmiş oldu.Eve geldik. Gidip çekmecenin birinden küçük bir etiket buldum. Özenle, güzelce kestim. Babamın yanına gittim.-"Neydi baba o amcanın adı ?" dedim.Söyledi.O kestiğim etikete yazabildiğim en güzel yazımla büyük harflerle “Merter Oral” yazdım ve o fotoğrafın çerçevesine dikkatlice yapıştırdım.O makine hala benim. Artık o fotoğraf da benim. Ve ikisine de hala hiç birşey söyleyemedim, hatta anlamasınlar diye yanlarında ağlayamadım da. (sir vival)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder